6 Nisan 2012 Cuma

Tiyatro'da Canlı Kanlı Yayın !



Bu aralar bedavaya girmediğim çıkmadığım kapı kalmıyor :D Asgarilerde yaşamam gereken bir dönemdeyim ama sadeceGüneş çıktı diye yüzüme yerlerştirdiğim tebessümüm ve omega3'lerime mi sağlık bilemiyorum sürekli pozitif çekiyorum ve gerilmiyorum :D

Ofiste hergün dinlediğim bir radyo yayını var daha doğrusu 10/12 arası hafta içi Arzu Çağlan konuşuyor bende onun sohpetini dinliyorum diyebiliriz :D Kafam kafasına denk tavsiye ederim ...

Neyse ;

Dedim bayadır da tiyatroya gitmedim , açıkçası geçen yazdan beri ne bir konser izledim ne de bir filme girdim diyecektim ki Zenne'ye girdim onu hatırladım . Arzu'da tiyatora davetiyesi veriyordu sarıldım tilifona aradım kaptım valla :D Geçen gün Taksim'de dolaşırken de öle ayakta bir Fransızca dil eğitimi kazandım :D Haftaya da o başlıyor :D Bu ara ekmek su bedava valla Tenks my sweet Allahçım <3

Akşam gittim izledim ve açıkçası bayıldım oyuna , cidden etkilendim de ama sonra farkettim ki etkisi çabuk geçti . Ama Melda Gür'ün ben bu kadar iyi bir oyuncu olduğunu bilmezdim . Neyse biraz kritizayz yapalım ...

Oyun  Natural Born Killers ile bağlantısı yüksek hatta bir nevi Oliver Stone üzerinden bir taşlama . Her tiyatro oyununda olduğu gibi belirli mesajlar veriyor , toplum - sistem ve politikacılar eleştiriliyor.
Sonunda da tv'lerini kapatmayan asıl seyirciye tokatı yapıştırıyor ama ne kadar anlaşılıyor .

Ben Ayşen Gruda'yı canlı kanlı görmeyi sevdim , hatta keşke daha çok rolü olsaydı hemen ölmeseydi ama tekst öyle tabi :) Volkan Severcan'ı o bıkkınlık veren sevimli adam komik adam rolleri dışında bir rolde görmeyi sevdim , Melda Gür'ün ahhh Melda Gür'ün sahnedeki hiperaktivitesini tebrik ettim , sesinin tonuna aşık oldum (+akustik ile ) zaten sonra bi ufak baktım Şan mezunuymuş ama ben daha çok burcunu merak ettim o yazmıyordu :D Hangi kafa anlamak istedim çünkü . Sonraa tabi ki herkes iyi ama Aydan Burhan'dan öyk geldi , belki karakteri öyle oturtmak istemiştir onuda bilemedim de ... eehhh

Ama Yeliz Şar :D

Yani nasıl diyeyim , 1 tık var ondan sonra Yeliz Şar oyuncu olur ama Aydan Burhan'dan daha iyi buldum o kesin :) O kameraman çocuk ve kızda cidden çok sevimliydiler özellikle kızın o şaşkın ifadesi çok netti :D

Oyun sıkmıyor , aslaaa sıkmıyor. Mesajıda var hem ama yani ne bileyim ya sonuçta o eleştirdikleri dizlilerde reklamlarda bilmem nelerde bu insanlar hep yer alıyor . Yani çokta samimi bulmuyorum aslında ben bu tavrı ...

Ama onlara da şu noktada katılıyorum evet kapalı olsa tv'ler bunlarda reyting almaz ama kanlara verirken zehri şırınga size hiç değmedi mi yahu ...

Neyse neyse cidden insanlar o kadar tiyatroya gitmiyor ki gelsinler diye Yeliz Şar bu oyunun yemi olmuş . Asla kimseyi suçlamıyorum çünkü bu dünyada malesef reklam böyle oluyor ilgi böyle çekiliyor . Oyun hakkında yazılmış birşeyler okuyayım dedim önüme sadece Yeliz Şar sahnede erotik hallerde gibi şeyler çıktı ...

Ama Volkan Severcan'ın açıklamasını da sevdim bunun üzerine ;

Oyunda Melda'nın (Gür) adam öldürmesi nasıl normal bir şeyse, çıplak fotomodellik yapan bir kadının da artist olmak için yönetmeni tavlamaya çalışması normal bir şey...

Neyse bugünde festivalde 1 film var bakalım 5tl :) Cinnet'e gideceğim Fassbinder aaaahhh ...

Bir iki tokatta o atsın bakalım kendimize gelelim :D


16 Mart 2012 Cuma

Bazen ...

 Bazen tam olarakta öyle değildir ...
 

Kimine Göre Kaçığım Kimine Göre Zır Deli,Eyvallah da? ....


18 Aralık 2009 19:40

Şimdi kendimi düşünüyorum :)
Her zaman ki gibi:F
Leventten Mertere 40 dakka da geldim ... ama mertobüs merdivenlerinden 20 dakkada çıkamadım...
Öflüyordu insanlar , ayrıca pöfleyende gördüm ...hatta ses yükseltende
Bense kulaklarımdaki melodiye hapsolmuştum , yağmuru hissediyordum, rüzgarda yanında bonusuydu...
Ahhhh dedimmm...ahhhh....şimdi burdan böle şarkımı söylerek atlaya zıplaya çıksam bana deli derler mi?
Derler dedim sonra D:
Deli değilse de kaçık derler dedim ... aslında çok afedersiniz ama ( ne kadar nezaket sahibi olduğumu bilen bilir) bana kaçık diceksiniz diye ...atlayıp zıplamama engel olmadım ben...
Hazır değildiniz ... o mutluluğumu anlamaya hazır değilsiniz ... çünkü ben sebebsiz yere mutluydum ...
Oysaki size göre ;
Mutlu olmak için sebebler gerekir ... neden yetmiyor anlamış değilim !!!
Şimdi düşünüyorum da ;
Evvvet deliyim ben kaçığım D: Sizin akıllılarınızdan olmak istemiyorum çünkü...
Küfür gibi

TANRI KOKUSU



Yoda: Premonitions, premonitions. These visions you have...
Anakin Skywalker: They are of pain, suffering. Death.
Yoda: Yourself you speak of, or someone you know?
Yoda: Close to you?
Yoda: Careful you must be when sensing the future Anakin. The fear of loss is a path to the dark side.
Anakin Skywalker: I won't let these visions come true, Master Yoda.
Yoda: Death is a natural part of life. Rejoice for those around you who transform into the Force. Mourn them do not. Miss them do not. Attachment leads to jealousy. The shadow of greed that is.
Anakin Skywalker: What must I do, Master Yoda?
Yoda: Train yourself to let go... of everything you fear to lose.

:tumblr_l14vuoORwv1qzr6ooo1_500_large.jpg

Doğarız
Hep doğarız, her an ölürüz aslında. Her ölüm doğum demekse; her nefeste tekrar doğarız. Matematiksel olarak hesaplarsak, aldığımız nefes +1 verdiğimiz -1 dersek ,bunlar birbirini götürür kalan sıfırdır ve sıfırda Tanrısaldır.

Zaman değişik bir kavramdır.  İçinde sadece an barındırır . Anı terkeden “geçmiş” ve daha ortada bile olmayan “gelecek” için güzelim anı ziyan ederiz. Öğretilmiş bağımlılık sistemine dayalı düşünce yapımızla sorunumuzu halledemediğimizden dolayı .

Filmimizin kurgusu şifrelidir ve bu onu daha da heycanlı kılar . Zaten sebebsiz hiçbir varoluş yoktur ! Ama  şifreli olmasından dolayı gizemli görüntüsü filmin ,ne kadar basit olduğunuda görmemizi engeller. Zıtlıkların birarada olabilmesidir Tanrının Kokusu … Vanilyalı oladuğu söylenir .

Varoluş boyunca sürekli kapılardan geçeriz. İlerlesekte ilerlemesekte… İlerlediğimizde farkındalık vardır cebimizde , bu yüzden biliriz ki kapının eşiğinde takılmadan atladığımız her çelme ceza değil ; kazanılanı sindirmede yardımcı olacak kazık bi sınav sorusudur ve sonrası çok lezzetlidir. Ama öğretilmiş bağımlılıklarımız bazen bu detayları görmemizi engeller …

Oysa ki özgürlük miss gibi kokan bi histir…

Çok sevdiğim bir dostumu kaybettim geçtiğimiz pazar … Birlikte uyduğum , yaşadığım , cebimdeki parayı gerekirse son kuruşuna kadar paylaştığım ( daha da acıtasyon haline istediğim taktirde getirebilirim J ) Gözlerle kurulan bağlantının tek bir cızırtı içermediği bir dostluğun , iki tarafından birini bu boyuttan bir diğer boyuta geçti.

Şuan çok değişik bi haldeyim. Bir kapının tam ağzındayım ve bu “ölmek” işi şuan benim çelmem . Ellerim kapıyı tutuyor fakat itecek gücüm yok ! Halbuki biliyorum itmeye de gerek yok . Açılmasını istediğim an açılacak .Ama elimde olmadan kitliyorum işte kendimi Sonra azcık bi an geçiyor … bir iki nefes kadar . Ben bulutların üzerine oturmuş, ayakkabılarımı aşağıya atmış ,yanında vanilyalı milkşeykim, bir kağıda bacaklarımı sallaya sallaya yazımı yazıyorum huzur ve mutluluk içinde . Hem çok mutluyum hemde çok üzgün yani…


Yine tanrısallığın sonsuz tanımsızlığı içine düştüm !

Bir replik geliyor sonar aklıma …
Train yourself to let go... of everything you fear to lose.
( Kaybetmekten korktuğun herşeyi bırakabilmek için kendini eğit  )

Özgürleşmenin reçetesi “ kişisel bağımlılıktan uzak kalmak “ …
Ana korku “kaybetmek” …

Özgür olmak ,uçmak , ayaklarının yerden havalanması ,rüzgarın topuklarını öpmesi . Bir kuş olmak ama kanat değil kollarını çırpmak .

Düşünüyorum
Beden adı verdiğimiz şu et parçasını bile burda bırakacaksan giderken ; Neye sahibiz?

Anne ? baba ? çocuk ? araba ? iş yeri? Para? yatağın? su içtiğin bardak? takma dişlerin? KEDİN?
Hiçbirşeye
Koca bir hiçbirşeye ! Burda kullanılan hiçbirşey dikkatli bakıldığında “herşey” anlamını taşır, sonsuzluk içerir yani …

Hiçbirşeyin herşey olduğu bir ortamda herşey ; iki karşılıklı koyulmuş aynanın iç içe geçmiş görüntüsü kadar sonsuz bir varlığın tanımıdır …

Hiçbirşeyin herşeyine sahipsem , beni hiçbirşeysiz hissettiren nedir?
Sanırım elle tutulan ve gözle görünen zavallı sistematik öğrenmişliklerim ! Zavallı gerçeklk tanımlarım …

Hatırlıyorum
Ben gözlerimi kapattığımda sonsuzluğun içinde akabiliyorum, göz kapaklarım kapalıyken daha çok şey görüyorum.
Ve o zaman farkediyorum ki …
Bedenen beni ve olduğum boyutu terketmiş gibi görünen kadim dostum, gözlerimi kapattığımda karşıma dikiliveriyor ve o büyük gözleriyle bana bakıyor…

Tam o anda farkediyorum ki…aslında o benim içimde sonsuzluğumda benimle birlikte olabilmek için yerini almış hatta hep ordaymış. Herşeyin – Hiçbirşeyle dansına birkez daha tanık oluyorum, koku artıyor ve bir kez daha hatırlıyorum;

“Size şah damarınızdan daha yakınım”

…


:14123_100949879943242_100000846923399_23653_5509244_n.jpg



Bence Ferrarisini Satması Gerekmiyor O Bilgenin


Bence biz bir yerlerde birşeyleri yanlış anlıyoruz . Özellikle de sevgi tanımlamalarımızın biraz yanlış olduğunu düşünüyorum . Düşünce tabi bunlar yani benim düşüncelerim . Ama bence yanlızlıktan anladığımızda yanlış bizim . Yani yanlızlık o içsel hal evet bu gerçek bilgeliğimiz orada saklı evet ama belki de bunun anahtarı bir başkasında … Yani onunla yaşarken farkedeceğiz biz kendi bilgeliğimizi . Ben biraz +/- dengesinde görüyorum herşeyi mesela Allah’ın aslında yok olduğu varlığının içinde gizli . Yada aslında herşeyi kontrol edebilecek güce sahipken hiçbirşeyi kontrol edemeyecek kadar aciz olmak . Yanlızlıkta bence yanlız olmadığımız bir anda içimizdeki bilgenin uyanışının yaşadığı o ‘kendini sadece kendinin anladığını hissetmek ’ ben insanların yanlız savaşçılar olarak yaşamasını ve böyle yetiştirilmesini biraz komplo olarak görüyorum :) senin en gizli tapınağın için zaten ve oradaki koruduğun mücevherinde öz’ün . Ama dış dünya’dan aldığın bazı dokunuşların anahtarları ile daha da yaklaşıyorsun kendine … Hatta şöyle anlatayım ; mesela biz Onun la çok tartışırız ve ben her bu tartışmanın içinden ayrılmak istiyorum diye çıkarım . Ayrılık isteği aslında kaçış . Ayrılık isteği aslında bir kabulleniş . Ama devam ettiğimizde (ki her seferinde iyi ki devam ediyoruz ) ben nasıl bir ego yaptığımı ve onunsa ne kadar saf olduğunu görüyorum .Tek amacı sevgisini akıtmak oysa ki ben bildiğimi sandığım ve onun bunlara katılmadığı birçok fikirde o kanallarımı kapatırken buluyorum kendimi … Yani demek istediğim şu ki; aslında bir ilişki içinde tanıyor insan kendini … bu bakkalınla girdiğin ilişki neblim komşunla girdiğin ilişki aslında senin kendini anlaman için bir düzlem … ya çok derin ifade edemiyorum artık kendimi , düşünüyorum anlıyorum ama harfler eksik kalıo :) neyse birazcık dindirebilirse o hissini sevinirim … bana ii geldi mesela sana yazdıgımı okuyunca :)

24 Şubat 2012 Cuma

Bundan bile emin değilim ...





Önemli bi gün sanki bugün ...
İçimde yaşayan o küçük insanlardan bir kısmı daha yol aldı bugün benden elinde bavulu ve tüm pılılarıyla ...
Geri dönmeyecek gibiler , bu üzücü ... mü???

Şuanlık belki ...
Ama ya sonrası ...
Belki güneş doğar ve yeni yeni misafilerlerim olur ... Yanlış anlaşılmasın burada insanlar derken onlar insanlar değiller ...

İşe yüzeyinden bakanlar için metaforlarımı anlatayım mı??? Eskiden olsaydı anlatırdım belki anlaşılmak adında dertlerim vardı o zaman ... Şimdi ise hiç umrumda değil kim nasıl anlıyorsa öle anlasın ... bu hafrlere basan parmak uçlarına komudu beynim değil kalbim veriyor ... her harfe bir his yükliyorum ... ordan başka şeyler anlayanlarında algısına saygı duyuyorum ...

Duymak zorundamıyım?

Değilim be ...
O kadar iyi biri olmak zorundadeğilim ... Bu çok yorucu ...

Cehennemin yollarını döşeyen taşlar iyi niyetle döşenmiş ya ... Öle işte ...

Yaz gelsin artık yoksa dükkan kapanıyor !

17 Şubat 2012 Cuma

Olağan Üstü Kurgunun Muhteşem Saçmalığı



Kulağımda bir Polonyalı , elimde bir İngiliz ; aklımda bir Dünya'lı geziniyorum bu ara İstanbul sokaklarında ...
Kendimi bir resmin mi desem bir fotoğrafın mı desem içine hapsettim ve orada özgür kıldım ...

Sular üzerinde toprağa değiyor ayaklarım , var oluşumu sorgulamalarım bitmiyor ve bitmek bilmediği gibi daha da karımşıklaşıyor çipilli çipilli ama bir kedi olarak sanırım o yün topuyla oynamayı seviyorum ...

Ona yün topu da denmiyordu sanırım ama dedim ben :D Demek ki deniliyormuşta denmemiş ... İşte yine başlıyoruz :D Bir zamanlar birilerinin birşeylere anlam yüklemesinin üzerinden bu kafada ki bu bilincin getirdiği düşünce sistemiyle bunları hala kabul etmemiz ne kadar saçma ...

Ama kabul etmemekte saçma ... Mesela benim böle iki satırda bir paragraf yapmam da ayrı saçmalık ... Yine o kutsal yol ayrımı ...

   O olağan üstü tasarımın - kurgunun muhteşem saçmalığı ...

   Fill in the blanks with the correct tense ...

  Ve  sizden ayrı kafamda ki parçalanmış düşüncelerin herbirine değe değe uçtuğum kanatlandığım gökyüzüne doğru yol almaya başlar gözlerim ...

                                                       *    *    *
  Çarşamba
         " sabahları en sevdiğim şey eminönden vapur ile inip trene yürümek ...  bu manzara ve insanların azlığı yağmurlu havalarda ağaçlardan geldiğini tahmin ettiğim ceviz kokusu ile mukemmelleşiyor ... karşıya geçtikten sonra garın kapısına kadar her sabah önlerine konan ekmek parçalarını görünce mutlu olan kuşların cıvıltisi bana yaşadığımi hissettiriyor ... garin kapısında doğumlarından beri hergün gördüğüm ve sayılarında hiç bir değişiklilik olmayan renkli patiler ailesi beni karşılıyor ... o an huzur bu diyorum bu günlük meditasyonum oluyor. bunu anın içinde yavaşladığım için fark ettiğmi biliyorum ... sonrası şükürler. varlığına varlığıma yaşadılmiş yaradılmamiş tüm varlıklara şükürler olsun diyorum ... sonra sen geliyorsun aklıma hep aklımdasn ama uyuyan halin geliyor bu sefer ... sanki farklı bir boyuttan görüyorum seni o an ... sanki bir tabağa yatırılmış sıcacik pembe kokular yayan öpülmeye hazır vanilyali bir sevgilisin. "


Allah'ım sana sonsuz teşekkürler ...

Parov tabi sana da ...
 http://www.youtube.com/watch?v=RAJr3Xz1hG0

15 Şubat 2012 Çarşamba

Hepimizden biri Tayyar Ahmet !!!

çaldı saat kaç ölmedi
kaldı ağrısı başında
o an tayyar bizi sevmedi.
ee acık haklı esasında.

tophanede bir evde
uyandı tayyar ahmet
yanında meçhul abla
garabet mi garabet.

dayadı ağzını musluğa
yabancıyım buraya bu kusmuğa
dedi
kuyuya düşmüş it gibi
telaşlı aptal bitkinim
ama yine gelir beni bulur bu kafa.
moruk,yok böyle bi sinema.

çıktı hatunu uyandırmadan
şekilli otomat yandı basmadan.

bak bu asansör türk
bak bu asansör türk
dura bas kalalım arada derede arada

bak bu asansör türk.
tayyar ahmet.
bak bu asansör türk
dura bas kalalım arada derede arada
inecem ben burda.

vurdu yola tayyar ahmet.
kırdı dümeni beyoğluna.
tekimiz bok hepimiz çok diye
selam verdi elin oğluna.
yolda burda bi yerde.
aklı rakıda ciğerde.
cuma günü içmez amma.
daha ilerde illallah.

dön evine tayyar karın bekler.
niye diye sormaz,
hazır yemekler.

ye yemeyi bak televizyona.
bire bas bakalım falana filana yalana dolana.

hepimizden biri tayyar ahmet.

10 Şubat 2012 Cuma

Öyle bölüktü pörçüktü ama anlaşılır gibiydi ...

http://www.facebook.com/video/video.php?v=2840851897190

Bu video üzerine bir konuşmaydı ... çok sevdiğim bir arkadaşımla ... ben bu videoyu izlerken çok duygulandım ve bizimde ( kadınlar olarak )  onlardan özür dilememiz gerektiğini bizimde elimizde kan olduğunu söyledim ... şaşırmıştı ... kan ? dedi bende anlatmaya çalıştım ... 
bir yerde de belki bir tık okuyanda birşey açabilir diye yayınlamak istedim ama özellikle belirtiyorum ki ben aslında konunun görünen ve düşünüleninin daha derinine gitmek istedim ...


Sonununa da eklemek istedim açıkçası ; Zenne filmindeki anne karakterine bi bakın ... Ne olur bakın ! azınlık değil bu çoğunluk ! He eliniz değmişken bu filmide izleyin :D

    

8 Şubat 2012 Çarşamba

En Derininden En Anlamlısından Ard Arda Üç Nokta ...

Uzun aradan sonra bana yazma isteğinin heycanını kanıma salıcak olanın Almodovar olacağını söyleselerdi ... hemen mantıklı bulurdum :) ... Bu cümlede ben ne kadar heycansız ve isteksiz kaldığımı anlatmak istedim aslında sadece :D Sanırım büyüyorum , galiba bundan böle hallerim :D


La piel el  que habito ...

Çok başka bişi ... Almadovarın herşeyi bir başka ama bu bi başka ... Filmin konusunu anlatmayacağım çünkü minicik bir kurgunun altına çok derinlere bişiler gömmüş ve ben onu bozmak istemiyorum ...

Diyor ki film ; seni ne kadar değiştirirse değiştirsinler , isterseler geninle düşünce yapınla oynasınlar yani her ne olursa olsun içindeki piramitin içinde sakladığın toplu iğnenin ucu kadar bir yer kaplayan özün var ve onunla bağlantı kurduğunda derin ancak içinde özünü sakladığın bir alan sınırından başka birşey değildir ... Yani diyor ki , sen içindesin ... ulaş ona ...

Cümlelerim hala yarım ... Olsun iyileşicem ben biraz daha zaman ...

Az daha bişiler izleyeyim , dinleyeyim , okuyayım gelicem :)

Bu filmi mutlaka izleyin !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

Hem Buika'da var ... :)